Geçtiğimiz Pazartesi günü Sarıyer beldiyesinin 4 yıldır geleneksel olarak düzenlediği öğrencileri çanakkale gezisine götürme projesi kapsamında okulumuz adına sorumlu müdür yardımcılarından birisi olarak çanakkaleydim.
Çanakkale ili sınırlarına girdiğimiz andan itibaren üzerimizi kaplayan o manevi ortam ve rehberimizi anlatımıyla tam bir duygu seliyle geçen bir gezi oldu doğrunu söylemek gerekirse,
Aslında bu geziyi daha çok şehitlerimizi ziyaret etmek olarak adlandırmak, geziyi daha da anlamlaştıracağı gibi aslına uygun olması açsından da daha yerinde olacağı kanısındayım.İlk ziyarete aslında geçen yıl katılmıştım ama bu sene bir daha gidince etkilenmeyeceğimi düşünmüştüm ve ne kadar yanıldığımı daha çanakkale ili sınırlarına girdiğimde farkettim.
Her ne kadar duygusal ve bu konularda çok gözü yaşlı birisi olsamda orda gördüklerim,manevi anlamda yaşadıklarım,adım attığımız heryerin şehit kanıyla yoğrulmuş olması gözlerimizin nemlenmesi babında sulu gözlü olmayı da pek gerektirmiyor sanırım.
Şehitlikleri gezerken ve rehberimizin anlatımları esnasında iyiki de gözümde güneş gözlüğü vardı diyorum çünkü ağladığımı öğrencilerimin görmesini pekde tercih etmezdim açıkçası :)) nedenine gelince aslında bir nedenide yok, hani bir öğretmen duruşu vardırya ağlamayan,acıkmayan,su içmeyen :)) o duruşu kaybetmeleyim dedim. tabi bu işin şakası
Çanakkele hakkında yazılan onca şiirin,yazılan onca kitabın,çekilen onca filmin, dizinin her ne ise onun, orda yaşadığınız 10 dakikanın yerini tutması bile mümkün değil.
Yahya çavuş ve 63 Mehmetçiğin 2000 düşman askerine karşı (tabi bu sayı tam kesin değil) 12 saat boyunca nasıl bir savunma yaptıklarını ve onlara savundukları o tepeye çıkma izni vermediklerini ,çanakkale boğazına bakıp da on anı düşünerek aklınızda tasvir etmeye çalışmak anlatılabilecek bir duygu değil inanın.Vatanını seven herkes için Yahya çavuş tepesinden o zamana doğru zihninizden bir yolculuk yapmamanız ve gözleriniz dolmaması da inanın çok zor.
Hele ki balıkesir lisesi öğrencilerinin,vefa lisesi öğrencilerinin,Galatasaray lisesi öğrencilerinin kanlı tepedeki pusuda şehit olmalarının beni ne kadar etkilediğini anlatabilecek durumda da değilim zira bunları yazarken yine gözlerim doluyor.Vefa lisesi öğrencileri gönüllü olarak çanakkaleye giderken 45 kilo altındakilerin askere alınmaması ve koca sınıfta sadece bunların sayısının 3 kişi olması, üzüntülerinden hergün yemek yiyerek kilo almaya ve çanakkaleye gitmeye çalımlalarının, bugün okuyan yeni nesil öğrencilerine nasıl bir örnek teşkil ettiiğini sanırım ekstradan belirtmeye hiç gerek yok???
Bunları yazarken aklımda o kadar şey var ki , ne benim yazmamla bitecek ne de birilerin yazmasıyla bitecek şeyler bunlar.En çok etkilendiğim olaylardan birisi de Vefa lisesinde derse giren öğretmenin sınıfta üç tane o kırkbeş kilonun altında olan öğrencileriyle karşılaşması ve aralırda geçen diyalogdur onu yazmadan geçmiyim ben.Anlatımı Rehberimizin anlatımı çerçevesinde yazacağım hata olursa affola..
Vefa lisesinde fransızca öğretmeni olan Ahmet Rıfkı Bey derse girdiğinde sınıftaki öğrenciler kendisiyle konuşmazlar ve hiç tepkide vermezler.Bunun üzerine Ahret Rıfkı Bey
" Ne olur biriniz bir şey söylesin" der
En ön sırada oturan bir öğreci:" Hocam der sınıfımızdaki ve okulumuzdaki bir çok öğrenci gönüllü olarak çanakkaleye gitti.Biz de gitmek istiyoruz ama yaşımız küçük diye bizi almıyorlar fakat siz neden gitmediniz Çanakkale'ye" der.Bunun üzerine Ahmet Rıfkı bey:"bakın çocuklar bu savaş elbette bitecek. Savaştan sonrada kalan gençlere yeni nesle bir şeyler öğretecek insanlara ihtiyaç var"diye cevap verir. Bunun üzerine ön sırada oturan bir öğrenci kalkıp şu manidar cevabı verir:" peki hocam istanbul elden gidince sizin verdiğiniz ve vereceğinz eğitim ne işe yarayacak?".bu manidar cevap üzerine Rıfkı bey'in kafasında aşağı kaynar sular dökülür ve çantasını aldığı gibi sınıftan çıkar. ve evine gidip eşi ve annesiyle vedalaşır,köyün bakkalına giderek, kendisinin çanakkaleden dönene kadar evin ihtiyaçlarını karşılamasını söyler ve dönüşünde kendisine ödeme yapacağını belirtir.Tabi Rıfkı Bey çanakkaleden dönemeyecek Şehit olacaktır.(Gözlerim doldu mola vermem gerekiyor :( ) Şehit olmadan önce mahalle bakkalına olan borcunuda unutmamıştır Rıfkı hoca ve bunu arkadaşları ailesine iletir.
Annesi köyün bakkalına gider Ve durumu anlatır. Köyün bakkalı zaten durumdan haberdar olduğu için şöyle der" Annecim sen Rıfkı beyin eşini çağır da hesabı o yapsın.Sen yaşlısın.Yanlışlık olmasın der" Ve Rıfkı beyin Hanımı gelir.Bakkal koca defteri önüne atarak işte Sizin borcunuz der ve sayfayı göseterir.Sayfayı Gördüğü anla Rıfkı beyin hanımının Hıçıkırkalara boğulması bir olur. Çünkü Sayfada Şu ibare yazmaktadır."Rıfkı beyin Borcu Çanakkalede ödenmiştir." Aslında yazacak anlatacak o kadar şey varki hangisini yazacağımı bile bilmiyorum.Tek bildiğim orda verilen destansı mücadelenin ve inancın türk milletini nasıl birer mehmetçiğe dönüştürdüğüdür.Aslında çok geç kaldık biz çanakkale için keşke bunu yıllar önce tıpkı Japonların çocuklarını nagazakiye,hiroşimaya götürdüğü gibi bizde çockularımızı ilk önce Çanakkaleye getirseydik ve onlara Seyit onbaşıyı,Yahya çavuşu,Rıfkı beyi Analatabilseydik. ama orda gördüğüm o kalabalık geleceğe yönelik olarak umutlarımı çok artırdı.Umarım bundan sonra daha bilinçli bir nesil yetişir ve geçmişlerine,acılarına ve şehitlerine sahip çıkacak bir nesil olur.
Bize böyle bir imkanı sunan sarıyer belediyesine teşekkür ederek daha bilinçi bir nesil temennimi tekrarlamak istiyorum..
A.Gökhan AKIN
KONU:gül'e cevap
YORUM:aslında orda yazdıklarım bir şakadan ibaret gül yani bunun saklaması olmaz tabiki çünkü gülmek kadar ağlamakda büyük bir erdemdir ki ağlamak gülmek kadar kolay değildir ortak olan tek yanları ikisindede yüzün aldığı ifadedir ama insanın üzüldüğünde güldüğü görülmüş bir davranış değildir. (sinir hastaları hariç tabi :) ama garip olan insan sevindiğindede üzüldüğündede ağlayabiliyor belkide en önemli fark budur. :)))