GARIP INANIŞLAR
04 March 2007 01:34 pm

  487 Kez Görüntülendi
MERAK EDİYORSANIZ

Dünya, "Insanlık Hali" dediğimiz türlü
garipliklerle dolu. Biz şu anda yaşadığımız ortamda yaptığımız işlere hayatın
"normal" bir parçası olarak bakarken, dünyanın pek çok bölgesinde bizim
"anormal" olarak karşıladığımız ama o insanlara göre çok normal olan
alışkanlıklar, davranışlar yaşanmakta.

U­çan
ba­lık­lar u­çar mı?


Aşa­ğı yu­ka­rı 100 tür ba­lık "Uçan Balık"
tanımına gi­ri­yor­lar a­ma hiç­bi­risi ger­çek­ten u­ça­mı­yor. Bu
ba­lık­la­rın göğüs­le­rin­de ka­nat­la­ra ben­ze­yen yüz­geç­le­r var bu
sa­ye­de yüz metreden daha fazla bir mesafede su­yu­n üs­tün­de
ka­ya­bi­li­yor­lar. Ba­zen ka­zay­la tek­ne­le­rin üs­tüne i­niş yap­tık­la­rı
bi­le görül­üyor sıçrama­la­rı­nın ne­de­ni büyük balık­lar­dan, bil­has­sa
ba­li­na­lar­dan kaç­mak.

Güve­ler giysileri
yerler...

Gi­yim­le­ri ve baş­ka mad­de­le­ri yi­yen 6 çeşit güve var
a­ma bun­lar hep­si­ni ye­mi­yor­lar. A­ma i­na­nıl­maz de­re­ce­de çok
yu­murt­lu­yor­lar ve bu yu­mur­ta­lar­dan kurt­lar çı­kı­yor. iş­te bu kurt­lar
hiç doy­madan yün, ha­lı ve koltuk kumaşlarını yi­yor­lar. Böy­le bir kur­tun
or­ta­la­ma ne ka­dar yi­ye­bi­le­ce­ği­ni öğ­ren­mek im­kan­sız, çün­kü ne
ka­dar süre kurt o­la­rak ka­la­ca­ğı­na bağ­lı.

Ah­ta­pot­lar çok
teh­li­ke­lidir;

Bir ah­ta­potun in­sa­nı kollarıyla sarıp
öldürebi­le­ce­ği saç­ma bir inançtan baş­ka birşey de­ğil. A­ra sı­ra yüzücüler
bir ah­ta­po­tun kol­la­rı tarafından ya­ka­la­nı­yor­lar a­ma bi­ri­ne
ger­çek­ten kötü birşeyin ol­duğu çok en­der görülen bir o­lay. Lon­dra
Hay­va­nat­ Bah­çe­si´nde­ki ak­var­yu­mun es­ki müdürü o­lan E. G. Bo­u­len­ger
bi­ze bir ah­ta­po­tun ka­fa­sı­nı ve­ya vücu­du­nu sı­kış­tır­dı­ğı­nız an­da
tu­tuşu­nu a­zal­tı­ğı­nı el­de e­de­bi­le­ce­ği­ni­zi söy­le­di. De­rin de­niz
ah­ta­po­tunun (örneğin A­las­ka´da bu­lu­nan) bir kolunun uzunluğu 9 metreye
va­ra­bi­li­yor. A­ma ge­nel­de da­ha küçük o­lu­yor­lar, ör­ne­ğin Sri
Lan­ka´nın kı­yı­sın­da bu­lu­nan bir ah­ta­pot 5 cm. büyük­lüğün­de.
Pa­si­fik´de­ bulunan ma­vi de­sen­li ah­ta­po­tun ı­sır­ma­sı teh­li­ke­li
o­la­bi­lir. A­ma di­ğer ah­ta­pot­la­rın ı­sır­ma­la­rı u­fak bir ka­bar­ma
ha­ri­cin­de hiç bir za­rar ver­mez­.

Gök gür­le­mesi sütü
ekşi­tir;

Gök gür­le­me­si ha­va­nın tit­reş­me­si­dir ve
ke­sin­lik­le sütü et­ki­le­mez. Fır­tı­na­lı ha­va­lar­da sütün ekşi­me­si­ne
ne­den olan şey, sütün i­çin­de­ki şe­ke­ri lak­tik a­si­te çe­vi­ren bir
mik­robun o­luş­ma­sı­dır. Bu mik­rop nem­li ha­va­lar­da i­yi ge­lişir ve bu
nem­li ha­va bil­has­sa yaz fır­tı­na­la­rın­da görülür. Bu ne­den­le de kış
fır­tı­na­la­rın­da süt pek ekşi­mez.

Su­da çır­pın­mak köpek
ba­lık­la­rı­nı kor­ku­tur;

Bir köpek ba­lı­ğının gövdesine
ba­kar­sa­nız başın­dan so­nu­na ka­dar bir sinir sis­te­mi­ninin varlığını fark
e­der­si­niz. Bu sistem su­yun i­çin­de u­zun me­sa­fe­ler­de o­lan
tit­re­me­le­ri bi­le his­se­de­bi­lir. Bir köpek ba­lı­ğı­ için su­yun
i­çin­de­ki her tür­lü çır­pın­ma ha­re­ke­ti, ya­ra­lı ve­ya sa­kat bir
ya­ra­tı­ğın var ol­du­ğu demektir ve böy­le­ce o­na göre bu hareket ba­sit bir
he­def­ olur. Fran­sız su al­tı uz­ma­nı Jac­qu­esY­ves Co­us­te­a­u
çır­pın­ma­nın köpek ba­lık­la­rı­nı kor­kut­ma­dı­ğı­nı söy­lüyor. O­na göre en
i­yi ko­run­ma dik­kat­li ha­re­ket­ler, ya­vaş yüz­mek ve a­ni ha­re­ket­le­r
yap­ma­mak­tır. Köpek ba­lık­la­rı 1.5-2 km. ve faz­la­sı i­çer­sin­de kan
ko­ku­su­nu da a­la­bi­li­yor­lar. ço­ğu ba­lı­ğın ko­ku al­ma ye­te­nek­le­ri
çok kuv­vet­li­dir a­ma köpek ba­lı­ğı bir is­tis­nadır çün­kü bey­ni­nin büyük
bir par­ça­sı sa­de­ce bu yönde işler. Bur­nu­nun her i­ki ta­ra­fın­daki i­ki
or­ga­n o ka­dar du­yar­lıdır ki, ba­lık ken­di­ni ta­kip et­ti­ği i­ze göre
yöne­te­bi­li­r. Sa­ğın­da ve­ya so­lun­da ko­ku­la­rın a­zal­ma­sı ve­ya
faz­la­laş­ma­sı­na göre yo­lu­nu değiştirebi­li­r. Ya­ni ay­nen bir u­ça­ğın
rad­yo sin­yal­le­ri­ni ta­kip et­me­si gi­bi. Böy­le­ce bir köpek ba­lı­ğının
he­de­fi­ şaşmaz bir noktaya dönüşür aynen bilgisayarla programlanmış bir roket
gibi...

Yı­lan­lar av­la­rı­nı hip­noz e­derler ve müzik i­le
oy­na­tı­la­bi­lir­ler;

Ba­zı hay­van­la­rın yı­lan gör­dük­le­ri an
kork­tuk­la­rı ve­ya do­nup kal­ma­la­rı­na rağ­men zo­o­lo­glar hip­noz
e­de­me­dik­le­rin­den e­minler. Bel­ki bu saç­ma­lı­ğı baş­la­tan yı­lan­la­rın
kur dan­sı ol­muş­tur. Bu dans­ta yı­lan­lar rit­me göre vücut­la­rı­nı bir
­ta­raf­tan öbür ta­ra­fa sal­lı­yor­lar. ö­bür yandan yı­lan oy­nat­mak
ger­çek­ten bir tür hip­noz­dur a­ma bu­ra­da yı­lan hip­noz e­di­li­r.
Yı­lan­lar çok az du­ya­bi­li­yor­lar ve böy­le­ce sa­de­ce çok düşük
fre­kansda­ki ses­le­ri se­ze­bi­li­yor­lar. Bu ne­den­le oy­na­ta­nın flütüne
göre ha­re­ket et­me­le­ri pek i­nan­dı­rı­cı de­ğildir. Hin­dis­tan­lı yı­lan
oy­na­tan­la­rın ge­nel­de kul­lan­dık­la­rı Kob­ra­lar oy­na­ta­nın a­yak
ha­re­ket­le­ri­ne, so­pa i­le se­pe­te vur­ma­la­rı­na ve­ya vü­cu­du­nun ya
­da flü­tün sal­lan­ma­sı­na göre ha­re­ket e­di­yor­lar. Bir­man­ya­lı yı­lan
oy­na­tı­cı­la­rı ise ge­nel­de rit­me göre sal­lan­ma ha­re­ket­le­ri
ya­pı­yor­lar ve böy­le­ce yı­lan­lar on­la­rı ben­zer ha­re­ket­ler­le tak­lit
e­di­yor­lar. Yı­la­nın sal­lan­ma­sı sa­de­ce fi­zik­sel bir o­lay. O­nu
vü­cu­du­nun üst kıs­mı­nı yer­den yük­sel­te­bil­mek i­çin ya­pı­yor.
Sal­lan­ma­yı kes­tiği an ye­re düşüyor.

Fareler ba­tan ge­mi­le­ri
önce terk e­der­ler;

Fareler ba­tan ge­mi­le­ri terk et­mez­ler, a­ma
yaşa­dık­la­rı yer su i­le dol­du­ğu an o­ra­yı terk e­der­ler. Ba­tan bir
ge­mi­den sürü ha­lin­de ka­çan fareler bel­ki de­niz­ci­le­rde bu kuşkuyu
u­yan­dır­mış­tır veya bel­ki ger­çek­ten fareler in­san­la­ra na­za­ran doğal
sar­sın­tı­la­rı­na ve­ya sı­va de­ğişik­lik­le­ri­ne karşı da­ha
du­yar­lı­dır­lar. Bel­ki bu ne­den­le farelerin yı­kıl­mak üze­ri o­lan
ev­le­ri terk et­me­le­ri i­nan­cın­da bi­raz da ger­çek pa­yı
o­la­bi­lir.

De­ve­kuş­la­rı ka­fa­la­rı­nı ku­ma
gömer­ler;

De­vekuş­ları hak­kın­da­ki en büyük söy­len­ti
düş­man­la­rı ta­ra­fın­dan görül­me­me­le­ri i­çin ka­fa­la­rı­nı ku­ma
göm­me­le­ri­dir. Uz­man­lar bu­nun ta­ma­miy­le bir ef­sa­ne ol­du­ğu­nu
söy­lüyor­lar. Güney Af­ri­ka´da sa­de­ce tüy­le­ri i­çin devekuşu
ye­tiş­ti­ri­len çift­lik­te yaşa­mış o­lan, Al­lan Po­cock 80 se­ne bo­yun­ca,
hiç böy­le bir o­lay görme­di. Ka­fa­sı­nı ku­ma göm­me­ye hiç bir de­ve kuşu
teşeb­büs bi­le et­me­mişti. De­vekuş­la­rı be­lir­li ses­ler du­ya­bil­me­k
i­çin ka­fa­la­rı­nı ye­re doğ­ru in­di­ri­yor­lar ya­ da ba­zen bo­yun
kas­la­rı­nı ra­hat­lat­mak is­ti­yor­lar. ça­lı­la­rın a­ra­la­rı­na
ka­fa­la­rı­nı sok­tuk­la­rı da görül­müş­tür a­ma hiç bir za­man ku­ma
sok­maz­lar. çün­kü bu­nu yap­arlarsa bo­ğu­lur­lar.

Go­ri­ller vahşi
hay­van­lardır;

Go­ri­llerin vahşi ol­duk­la­rı­ i­nancı
görünüş­le­rin­den kay­nak­la­nı­yar. Bu i­nanç 19. yüz­yıl­da baş­la­tıl­dı ve
hi­ka­ye­ler­de de­vam et­ti­ril­di. Görünüm­le­ri­ne karşın o­va ve dağ
go­ri­lleri sa­kin ve ba­rış­se­ver hay­van­lar­dır. Ame­ri­kalı bi­lim a­da­mı
Ge­or­ge Schal­ler ay­lar­ca go­ri­lleri iz­le­di. An­la­tık­la­rı­na göre
hay­van­lar çok çe­kin­gendiler ve bir in­san­la karşı­laş­tık­la­rı an
ge­nel­de ka­çı­yor­lar­dı. ço­cuk­la­rı­nı ko­ru­ma a­ma­cıy­la in­san­la­rı
ı­sır­dıkları doğ­rudur a­ma go­ri­lin in­sa­nı e­ze­rek öl­dür­düğü da­ha
görül­me­miş­tir. 1933 yı­lın­da çe­vi­ril­miş o­lan "King Kong" ad­lı film
gorillerin vahşi ol­du­ğu ef­sa­ne­si­ne katkıda bulundu.

Ku­ğular
öl­me­den ön­ce şar­kı söy­ler­ler;

Nor­mal­de ses­le­ri çık­ma­yan
kuğu­la­rın öl­me­den ön­ce şar­kı söy­le­dik­le­ri bil­has­sa şa­ir­ler
ta­ra­fın­dan çok se­vi­len bir söy­len­ti­dir. Es­ki Yu­nan­lı­lar kuğu­la­rın
A­pol­lon´un ya­ra­tık­la­rı ol­duk­la­rı­na i­na­nıy­or­lar­dı ve A­pol­lon
müzi­ğin tan­rı­sıy­dı. Pla­to´nun "Pha­e­do" sun­da, Sok­ra­tes kuğu­ların
üzün­tüden ve­ya mut­suz­luk­tan şar­kı söy­le­mediklerini, bu­nu A­pol­lo´dan
e­sin­len­dik­le­ri i­çin ya­ptıklarını söylüyor. Iz­lan­da´­da­ki ıs­lık ça­lan
kuğu, müzi­ğe ben­ze­yen be­lir­li ses­ler çı­ka­ra­bi­li­yor ama bu­nu öbür
kuğu tür­le­ri ya­pa­mı­yor­lar. Ama Izlanda kuğu­sunun bu se­si
çı­kar­ma­sı­nın ölüm­le hiç bir il­gi­si yok. Kuzey Yarıküre´de­ki kuğu­lar
si­nir­le­nin­ce ve­ye yav­ru­la­rı­nı ko­ru­yun­ca bir ses
çı­ka­ra­bi­li­yorler ama bu ge­nel­de sal­dı­ra­ca­ğı­na ait bir be­lir­ti.
Ses­le­ri­nin ol­ma­dı­ğı za­ten i­sim­le­rin­den bel­lidir, çünkü on­la­ra
ge­nel­de "ses­siz kuğu­lar" de­nir.

Fa­re­ler pey­ni­ri her­ şey­den
çok se­ver­ler;

Ke­mi­ren hay­van­la­rı a­raş­tı­ran de­ney­le­r­de
bir fa­re­yi ya­ka­la­mak i­çin pey­ni­rin en i­yi yem ol­ma­dı­ğı anlaşıldı.
A­me­ri­ka­lı bir fare yok edicisi o­lan Ed­ward Batz­ner ge­nel­de li­mon­lu
tat­lı­lar kul­la­nı­yor. Bu ona i­ki a­van­taj sağ­lı­yor; ilki li­mon
ya­pış­tı­rı­cı bir mad­de ol­du­ğu i­çin fa­re­yi tu­tu­yor, i­kin­ci­si de
tat­lı olması. Tat­lı, bir fa­re i­çin pey­nir­den da­ha i­yi bir yem. Böy­le
ge­nel­le­me­le­ri baş­ka hay­van­la­ra yap­mak da saç­ma. ör­ne­ğin
köpek­le­rin en çok et sev­dik­le­ri­, ya­ da bütün ke­di­le­rin ba­lık
ye­me­le­ri gi­bi. Her­han­gi bir ya­ra­tı­ğın ter­cih et­ti­ği şey­ler
büy­üdüğü ve a­lış­tı­ğı şey­lerdir.

De­ve­ler hör­güç­le­rin­de su
taşı­r­lar;

De­ve­nin hör­gücün­de yağ var­dır ve bu yağ o­nu ye­mek
bu­lama­dı­ğı za­man­lar­da bir haf­ta i­le on gün a­ra­sı i­da­re e­de­bi­lir.
Ta­bii ki bu ya­ğı haz­me­de­bil­me­si i­çin be­lir­li bir mik­tar­da su üretir
a­ma bu­nu hör­güç­le­rin­de de­po­la­maz.

Ok­lu
­kir­pi­ler,di­ken­le­ri i­le a­teş e­derler;
Bir ko­ru­ma me­ka­niz­ma­sı
o­la­rak ok­lu ­kir­pinin di­ken­le­ri çok işe ya­rar. Cay­dır­ma et­ki­si­
dışında dikenlerde pis­lik ve mik­rop vardır ve cid­di en­feks­yon­la­ra yol
a­ça­bi­lir. Di­ken­le­rin tüy­lü ol­ma­la­rı ya­ra­la­na­nların on­la­rı
çı­kart­ma­sı­nı da­ha da zor­laş­tı­rı­r. A­ma ok­lu ­kir­pi­de
di­ken­le­ri­yle a­teş e­de­bil­en bir sistem yok­tur. Yi­ne ­de bir ok­lu
­kir­pi­nin 18.000´den faz­la di­ke­ni vardır. Bunları çı­kar­tı­nca çok
teh­li­ke­li o­la­bilir.

Pas­lı bir çi­vi te­ta­no­sa ne­den
o­lur;

"Lock­jaw" ya­ da te­ta­nos "Clos­tri­di­um te­ta­ni" ad­lı
bir mik­rop­tan or­ta­ya çı­kan bir en­feks­yon has­ta­lı­ğı­dır. Bir pas­lı
çi­vi­yle o­luş­muş o­lan bir ya­ra te­ta­no­sa ne­den o­la­maz çün­kü ne ma­den
ne de çi­vi ze­hir­li de­ğil­dir­ler. A­ma pis bir çi­vi te­ta­nos üre­ten bir
or­ga­niz­ma i­le kir­len­diy­se çok teh­li­ke­li o­la­bi­lir. Bu bil­has­sa
bah­çe i­çin kul­la­nı­lan a­let­ler­de ge­çer­lidir çün­kü on­lar bu
or­ga­niz­ma­yı top­rak­tan ka­pa­bi­li­r­ler.

Bo­ğu­lan bir a­dam üç
ke­re batıp çı­kar;

Bo­ğu­lan bir in­sa­nın öl­me­den ön­ce üç ke­re
su üs­tüne çık­tı­ğı id­di­a e­di­li­r. Bu ger­çek de­ğildir. Su­da pa­ni­ğe
ka­pı­lan bir in­san ba­tıp çı­kar ve her se­fe­rin­de çi­ğer­le­ri­ne su
gi­rer. Bu­nun sa­yı­sı bel­li de­ğildir ve so­nun­da bo­ğul­mak­tan ölür.


ö­len bir in­san tüm yaşamını bir film şeridi gi­bi görür;
Şa­ir­leri ve ro­man ya­zar­la­rı­nı bir in­sa­nın öl­me­den ön­ce yaşamlarını
bir film şeridi gi­bi ön­le­rin­de gör­dük­le­ri fik­ri­ni yaydıkları i­çin
a­yıp­lan­ak gerekir. Bu­nu o­nay­la­ya­bil­mek i­çin hiç kim­se me­zar­dan
da­ha ge­ri dön­me­di a­ma bir sürü kişi ölüm san­dık­la­rı şey­den son an­da
ge­ri­ye dön­düler ve on­lar ke­sin­lik­le bu fik­re karşı çı­kı­yor­lar ve
zaten ölmemişlerdi.

Kıl­lı er­kek­ler da­ha
güç­lüdür;

De­li­lah saçlarını kes­ti­ği an Sam­son bütün gücünü
kay­bet­miş­ti. Bu çok güzel bir hi­ka­yedir ve bu yüzden bir er­ke­ğin gücünün
ve mert­li­ği­nin kıl­la­rıy­la il­gi­si ol­du­ğu­na i­na­nı­lıyor­. Bu bir
ef­sa­ne­den baş­ka birşey de­ğil. Vücut­tan ayrıldıktan son­ra kıl­lar ölüdür,
bu­nun sa­hi­bi­nin gücün­le hiç bir il­gi­si olamaz. Saçın ve kel­liğin so­ya
çe­kim­le, hor­mon­lar­la ve yaş­la il­gi­si vardır. 20 er­kek­ten bi­ri­nin
saç­la­rı yir­mi­bi­rin­ci do­ğum­günün­den ön­ce azalmaya baş­lar. 6 er­kek­ten
bi­ri e­nin­de so­nun­da kel o­lacaktır. Bu olay, so­ya bağ­lıdır ve güç­le
hiç­bir il­gi­si yoktur.

Hip­noz e­di­le­bi­len in­san­lar za­yıf
ka­rak­ter­li­dir­ler;


Za­yıf ve uy­sal in­san­lar en zor hip­noz
e­di­le­bi­len kişi­ler­dir. En uy­gun kişi­ler düşün­ce­le­ri­ni bir nok­ta­ya
ta­ma­mıy­la ve­re­bi­len zeki in­san­lar­dır. Bu­nu ya­pa­bi­len­ler­ zaten
a­kıl­lı­dır­lar. Baş­ka yan­lış bir düşün­ce in­san­la­rın is­temeden hip­noz
e­di­le­bil­me­le­ri­dir. Is­tek­siz ve yar­dım­sız hipnoz ol­maz. Bir in­sa­nı
hip­noz al­tın­da nor­mal ha­ya­tın­da yap­mı­ya­ca­ğı şey­le­re zor­la­mak
ve­ya ka­rak­te­ri­ne ay­kı­rı o­lan şey­le­ri yap­tır­mak da o­la­nak­sızdır


Bu Yazıyı oylamak ister misiniz?


  • Arkadaşına gönder
  • Arkadaşına gönder
  • Yazıcı Görünümü