Gece yarısıydı. Arabadaydım. Radyo Maydonoz'da Selim gazete köşelerinden internete yayılmış bir öyküyü anlatıyordu. Kulak kesildim:
Bütün bir salonu gülmekten kırıp geçirdikten sonra çekildiği makyaj odasında sessizce ağlayan bir palyaço gibi... çevremize yaydığımız ışıktan biz nasiplenemeyiz çoğu zaman... insanın sözü geçmez, gücü yetmez bazen kendine...
En güzel aşk filmlerinde oynayan kadın, alabildiğine mutsuzdur bakarsanız...
Diline doladığı herkesin iç dünyasını kalemiyle didikleyen yazar, kendi içindeki keşmekeşi tariften acizdir.
Cemaate iman telkin ederken içten içe Tanrı'yı sorgulamaya başlamış bir din adamı kadar çaresiz, kıvranır insan...
Yalnızlık korkusunu bastırmak için ömrü boyunca sayısız kadına tutulmuş bir Kazanova'nın sonunda anavatanı yalnızlığa dönmesi,
...ya da cehennemi bir cephede gün boyu askerlerine cesaret aşılayan kumandanın gece karargahta korkudan titremesi gibi,
.en yakından tanıdığı zaafı, en güvendiği yanına yakıştıramaz insan:
...ve kendini en bildiği yerinden vurur: Kalpse kalp; beyinse beyin...
...bir kurşunla durur.
* *
çünkü en beteridir kendisiyle savaşanların, kendine yenilmesi...
Inanmadan din adamı olarak kalamazsınız; sevmeden aşık rolü oynayamaz, cesaretsiz savaşamazsınız; beyninizde bir urla beyinlere deva, kalbinizde kanayan bir yarayla kalplere şifa taşıyamazsınız.
Bu kuşatmayı yarmak için o "zaaf”larınızı yok etmek zorundasınızdır; çoğu kez kendinizden vazgeçmek pahasına...
insan, kendine rağmen gider o zaman...gençliğinde nice cana kıydığı kılıcının üzerine karnıyla yatıveren yaşlı bir Samuray savaşçısı ya da intihar için artık hükmedemediği tanıdık bir mikrofonu seçen Zeki Müren gibi, ölümü beklemeden onun kollarına koşar.
Bazen uluorta, bazen yapayalnız,
...uçsuz bucaksız bir boşluğa akar...
Malum; "uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar."
Can DüNDAR